"Ben istiyorum ki mesguliyetim olsun. Elimde bir isim olsun. Bekleyecek bir seylerim olsun... Telefonun basinda çocuklarin aramasini bekleyeyim, pencerenin kenarinda çocuklarin, torunlarin bana ugramasini bekleyeyim, agaç yapraklansin diye bekleyeyim, salataliklar çiçek açsin diye bekleyeyim, domates kizarsin diye bekleyeyim. Öyle seyler... Zaman kolay geçsin istiyorum ben. Baska derdim yok. Ölüm kapimi çalana kadar bir seyler oyalasin
iste beni."
Selime Teyze'nin hikâyesi, çocuklarinin dünyasinda yer bulamayan ve onlarin gözünde yok gibi var olmayi reddeden bir annenin hikâyesi.
Selime, bir gün hiç beklenmedik bir anda kaybolur. Gönülsüz ama planli bir kaçistir bu. Bildigi bütün hayati geride birakip bir köyün sessizligine siginir. Kimseye haber vermeden, ardinda iz birakmadan. Bulunmayi bekler.
Ama hayat, beklenmedik bir misafirle -Meltem'le- karsilastirir onu.
Biri annesiz büyümenin, digeri evlatsiz yaslanmanin derdini anlatir.
Iki hayat, iki kaybolus, iki yara ayni evde bulusur.
Bu roman, yaslilarin yok sayildigi, insanin yalniz birakildigi, herkesin ancak kendine yetebildigi,
en yakinlarina bile derman olamadigi bir çagin hikâyesi.